Sa, 14th Mayıs — 31 yorum
Kulak verin bu sese dinleyin ey insanlar
Yıllardır sallar beni devasa kasırgalar
Hayatın baharında erken yedim vurgunu
Savruldum bir tarafa oldum yıllar yorgunu
Görünmekten kaçındım bulutlara sulara
Veba gibi yaşadım düşmanım aynalara
Kendim bildim bileli hep gölgemle savaştım
Don Kişot´u dünyada sanki tekrar yaşattım
Başı boş itler gibi dünyayı arşınladım
Bu da yetmezmiş gibi güneşi kurşunladım
Dağlara çelme taktım çaldım yerden yerlere
Yıldızları saydırdım öte git diyenlere
Radarlar yerleştirdim ağaç doruklarına
Rüzgarı yakaladım sıktım topuklarına
Kuyruklu yıldızları uçurtmama doladım
Bir Eylül akşamında ısırganı daladım
Kükredim meydanlarda kafa tuttum devlete
Kuşluk vakti yürüdüm sürgün gittim gurbete
Ve öyle gelip geçti heba oldu seneler
Ve duruldum sonunda ıslah oldu dereler
Artık noktayı koydum bu çılgın kavgalara
İçimde göç başladı ılıman yaylalara
Götür beni yüreğim uçur beni oraya
Yoksa vuracak bir gün deli gönlüm karaya
Yataktan kalkmak istemediğin
Bir zamanda
Boşlukta kalmışçasına
Güneşin ışıkları
Kırılmadan odanda
Ben yokmuşum gibi
Yanında
Bir an gözlerini kapa
Çamlıca’da, Kanlıca’da
Bebek’te
Yıldız parkta
Gölge ve yaşlı bir çınar
Altında
Denizdeki yosun kokusu
Karışıyorsa
Bensiz içtiğin
Gelinlik çağındaki
Laz kızlarının topladığı
Lodos kokulu buruk
Çayda
Dayanabilecek misin
Yalnızlığa
Gözlerindeki yaşlar
Karışırsa boğazın soğuk
Sularına
Yüreğinin her atışında
Okşar gibi gelen
Rüzgar
Saçlarını dağıttığında
Beni anacaksın
Eminönü-Kavaklar
Vapuru
Sevdiğine kavuşurcasına
İskeleye yanaşınca
Ben olmayacağım yanında
Mahmur gözlerle
Uyandığında.
Penceremde boğuşurken ışıkla karanlık,
Dün gece, hayallerim baskın verdi ansızın;
Issız yayla yollarını özledim bir anlık,
Hesaba gelmez uzaklığında şu yıldızın.
Köy akşamının sonsuzca derin sükûneti,
Sızarken hâfızamdan yavaşça benliğime;
Düştü güz ikindisinin sapsarı hasreti,
Altın bir gülle gibi, geçmişten can evime.
Berrak bir kış gecesi, buz tutmuş ay ışığı;
Gökten çiçek topladım, uzatıp ellerimi,
Ayaz sipsivri bıçak, kurt sesi karışığı,
Kanatıyor çizgi çizgi, meçhul kederimi.
Dışarıda ilk yazın o latîf daveti var;
Çiy damlası olsaydım bir gülün yaprağında,
Yahut, kıştan kalma, boncuk boncuk bir avuç kar,
Sevgili vatanımın en heybetli dağında.
Zamanın olmadığı, bilinmez bir diyarda,
Çocukluğumla karşılaşsa, yetmişlik hâlim;
Der miyim hatalarımı, pişmanlık duyar da,
Yoksa, hayallerimi görüp, kalmaz mı mecâlim.
asalet yaşta değil baştadır.
bir de bacaklarda.
onların duruşu ile ya orospu olursun ya hanımefendi.
ya bacak aranı düşünürler yada sana köle olacaklarını.
seçim senin …
yürümek acı verir bazılarına,
kimisine de haz.
yollar şikayet etmedikçe,
sana ne …